Hiç bir zaman düzenli bir işim olmadı. Kenara köşeye para atanlardan da değilim. 90’lı yıllar benim için sık aralıklarla beş parasız kaldığım, sabahı nerde edeceğimin, gecenin sonundan önce belli olmadığı zamanlardı. Her zaman sırt çantama sığacak kadar eşyayla – göz kalemi, walkman, The Cure’ın -Disintegation- kaseti, on senedir bi türlü bitiremediğim Sana gül bahçesi vaadetmedim ve bir kaç paçavra- dolaştığım bir dönem vardı. Bir kankanın ya da sevgilinin evinde nekadarsürerbellideğil kalmalar dönemiydi.
Aileden düzenli para geldiği zamanlarda okuldan-ortamdan çeşitli elemanlarla çeşitli defalar eve de çıkmıştım ama uyumlu bir ev arkadaşı olamadığımdan, hemen hepsi kısa sürede evden kovulmamla neticelendi. Sadece bir keresinde bana bir sene tahammül edebilecek bi ev arkadaşı bulmuştum, onu da okula hiç gitmediğini öğrenen ailesi Manisa’ya geri götürdü. Daha sonra annemlerle aram iyice bozulduğundan düzenli para göndermeyi kestiler. 15 milyona karşı 1 başıma, kitapları eski bir evde, kasetleri bir başkasında, kotları kimbilir kimin götünde, -bir walkman bir kaset- hesabı, şehir evliyası gibi dolaşıyordum. Ortamlarda evinde kalmadığım insan sayısı azalmaya, beni eve attıklarında istediklerini almadıklarını düşünen salak sayısı artmaya başlamıştı. Bir çözüm bulmalıydım.
devamını oku.





Odaya girdiğimde, Kurt Cobain’in canhıraş haykırışları kesilmişti.

